on küçük nefes - k. a. tucker | kitap yorumu

orijinal adı;; ten tiny breaths.
yazar;; k. a. tucker.
yayıncı;; hyperion kitap.
tür;; romantizm.
yayın tarihi;; ekim iki bin on dört.
çeviren;; belgin selen haktanır.
sayfa sayısı;; iki yüz doksan.
puanım;;
    
        

Sadece nefes al Kacey. On küçük nefes. İçinde Tut. Hisset. Sev.

Dört sene önce sarhoş bir sürücünün neden olduğu trafik kazasında annesiyle babasını, erkek arkadaşını ve en yakın kız arkadaşını kaybeden Kacey Cleary'nin hayatı yerle bir olmuştu. Hâlâ kazadan sonra arabanın içinde sıkıştığı anı ve annesinin son kez aldığı nefesi hatırlayan Kacey, geçmişini geride bırakmak istiyordu. İki otobüs bileti alan Kacey ve on beş yaşındaki kız kardeşi Livie, hayatlarına yeniden başlamak üzere Michigan'dan kaçıp, Miami'ye gelmişlerdi. İlk başlarda, geçim sıkıntısı çektikleri hâlde, Kacey endişeli değildi. Her şeyin üstesinden gelebileceğini düşünüyordu. Tek istisna, 1D dairesindeki gizemli komşularıydı.

Alev alev yanan mavi gözleri, derin gamzeleri ve kusursuz bedeniyle Trent Emerson, iyi çocuk ve kötü adam arasındaki karşı koyulmaz çizgiyi temsil ediyordu. Trajik geçmişinden sonra katı bir mizaç geliştiren Kacey, herkesi kendinden uzak tutmaya kararlı olsa da ikisi arasındaki karşılıklı çekime dayanmak çok güçtü. Trent ise Kacey'nin herkese kapattığı kalbine girmek için her şeyi yapabilirdi... Her ikisinin dünyasını paramparça edecek müthiş bir sırrı açıklaması gerekse bile. 





merhabalar! bu benim ilk yorumum olacağı için heyecanlıyım. ismim selen, on yedi yaşındayım, dört yıldır orada burada bir şeyler yazıyorum ve biraz daha uzun süredir kitaplara bağımlıyım. daha önce bir sinem -ejderhacami.blogspot.com.tr- ile bir blog açmıştık lakin ben aşırı derecede ayran gönüllü olduğumdan bırakmıştım. şimdi kendisi mükemmel bir biçimde devam ediyor. ben de böyle ayrı bir blog ile tekrar girişeyim dedim yorumlama işine. hyperion kitap'a çok teşekkür etmek istiyorum buradan. ilk kitabım onlardan gelmiş oldu böylece, bende her zaman yeri ayrı olacak. ayrıca yayınevinin bendeki ilk kitabı oldu on küçük nefes. güzel bir kitapla giriş yaptığımı söylemeliyim yorumuma başlamadan önce.


"asıl sorun, gerçek kacey'nin kim olduğunu bilmememdi. artık onun kim olduğunu hatırlamıyordum." -sayfa otuz üç.


kitabı elime alırken konusuyla ilgili pek bir fikrim yoktu açıkçası. arka kapağa şöyle bir göz atmış, kapak tasarımına ise tutulmuştum. oldukça sade ve güzel bir kapak olmuş bence. zaten içinde deniz bulunan her şeye elimde olmadan bayılıyorum. kitabın ismi ve konusuyla da oldukça uyumlu olmuş. kitabın ismi zaten dikkatimi çeken asıl şeydi. yüzük kardeşliği biter bitmez elime aldım kitabı. bir çırpıda bitti diyebilirim. okumaya başladığımda ilkimi cezbeden ikinci şeyin kacey olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. 'badass' olarak tanımlanan, sert kız karakterlere bir bağımlılığım var sanırım. kacey de kesinlikle onlardan biri. en azından dışarıdan öyle görünüyor. kitabın arka kapağından da öğrenebileceğiniz gibi ailesini, en yakın arkadaşını ve erkek arkadaşını kendisinin de içinde bulunduğu bir kazada kaybetmiş. geriye sadece evde her şeyden habersiz onu bekleyen on beş yaşındaki kız kardeşi livie ve doktorların yardımlarıyla tekrar bir bütün olmuş bedeni kalmış. kendisi ne kadar 'sert' bir kız gibi görünüp, kardeşi dışında herkese soğuk davransa da kazadan sonra ruhu tekrar aynı olamamış. çiviler ve plaklarla dik duran bir bedenin içine hapsolmuş, boğulmuş, ezilmiş bir ruh diyebiliriz onun için. kazanın ardından uyuşturucu ve seks batağına bulaşmış lakin kız kardeşinin ısrarları sonucu kick boks'a başlamış ve hayata olan öfkesini spor salonlarında, kum torbalarına yumruklarını geçirerek yönlendirmeye çalışmış. kitap kacey'nin ağzından anlatıldığı için onun her yanını görüyoruz diyebilirim. bir an kırılgan olurken bir an hazırcevaplığı ve sert yumruklarıyla karşımıza çıkabiliyor. açıkçası bu değişkenliği onu daha çok sevmeme sebep oldu. her şeye rağmen tek parça kalmaya çalışması, kız kardeşine bağlılığı ve onu daha iyi yaşatmak için çabalaması; hepsi kacey'i sevdiren şeyler. tabii sonra trent geliyor ve kacey'i çok daha farklı bir yönden tanımaya başlıyoruz. birinci tekil şahıs ile yazılan kitaplarda en sevdiğim yan karakterlerin iç dünyasını ayrıntılı bir biçimde görebilmemiz ve bu kitap bize ana karakterimizi oldukça iyi aktarıyor.  

"trent'le ilgili bir şeyler farklıydı. bir ömür boyunca hissedilen susuzluktan sonra ağza atılan taptaze karpuz dilimi gibiydi. senelerce su altında kaldıktan sonra ciğerlere çekilen hava gibiydi. trent, yaşam gibiydi." -sayfa iki yüz üç.

trent'i kacey'nin gözünden okuyoruz; masmavi gözler ve derin gamzeler. eh, tabii kacey öylesine büyüleniyor ki ben de kendimi kafamın içindeki trent'e hayran hayran bakarken buluyorum. itiraf etmeliyim ki trent karakteri kitaba giriş yaptığı anda -ne kadar muazzam olursa olsun- şöyle düşündüm: evet, işte klişe aşk hikâyemiz başlıyor. tabii kitap ilerledikçe bu düşüncede ne kadar yanıldığımı gördüm ve emin olun bu konuda yanılmayı çok severim. kitap yarısına kadar beni hayal kırıklığına uğratacak gibi duruyordu çünkü karakterlerin verdiği izlenim bu yöndeydi. beni şaşırtarak çok farklı bir kısma giriş yaptı ve bir anda dünyanın en mutlu okuru ben oldum. keşke daha uzun olsaydı dedim çünkü sona doğru bazı kısımlar kısaca anlatılıp geçilmişti ve ben o 'bazı' kısımların uzun olmasını dilerdim. o kısımlardan bahsetmeyeceğim çünkü spoiler vermek istemiyorum. iki yüz doksan sayfalık kitap zaten, spoiler vermenin anlamı yok. sadece şunu söyleyeyim; kitabı 'klişe bir aşk romanı' olarak düşünmeyin. evet, dili basit, günümüz romanlarında sık sık görüldüğü gibi gençlere hitap edecek tarzda ama konu sizi çok farklı bir yerden vuruyor. bilmiyorum, ben mi işaretleri göremedim ama şaşırttı beni. hiç böyle bir kitap olmasını beklemiyordum ve bir çırpıda bitirdim. kesinlikle tavsiye ederim. 





 

0 yorum:

Yorum Gönder